St. Barnabas Arkeoloji

Salamis doğumlu Yahudi ailenin oğlu olan, St. Barnabas, Kudüs’te eğitimini aldıktan sonra Kıbrıs’a döner ve St. Paul ile birlikte Hıristiyanlığı yaymak için çalışmaya başlar. Çalışmalarından dolayı adanın vatandaşları tarafından öldürülüp, cesedi denize atılmak üzere bir bataklığa atılır. St. Barnabas’ın sevenleri, cesedi oradan alıp, Salamis’in batısında bir yeraltı mağarasına gömerler Cesedin yeri bilinmediğinden uzun yıllar gizli kalır.432 yıl sonra piskopos Anthemios, mezarı rüyasında gördüğünü söyleyerek, açılmasını ister. Mezar açıldığında St. Mathews incili dolayısıyla, St. Barnabas teşhis edilmiş olur. Bu keşif sonrasında Piskopos, İstanbul’a giderek İmparator Zeno’yu bilgilendirir ve Kıbrıs kilisesinin özerkliğini kazanır. İmparator, gömütün bulunduğu yerde bir manastır inşa edilmesi için bağışta bulunur. Manastır 477’de inşa edilir. Manastır bir kilise, avlu ve avlunun üç yanında bir zamanlar papazların yaşadığı odalardan meydana gelmiştir. St. Barnabas kilisesinde çoğunluğu 18. yy’dan kalma zengin bir ikon koleksiyonu bulunmaktadır. Manastırın avlusunda bulunan bazalt değirmen Enkomi yerleşim bölgesinden, diğer sütun ve taşlar ise Salamis’ten gelmiştir. Papazların yaşamlarını sürdürdüğü odalar ise restore edilerek bir Arkeoloji müzesi haline getirilmiştir. Bölgenin en geniş müzesinde, Kıbrıs’ın Neolitik Döneminden Roma Dönemine dek geniş bir çizgideki tarihsel sürece ait çeşitli eserleri görebilmek mümkündür. 1569-1570 yılları arasında Salamis’i ziyaret eden Alman seyyahı Wolfgang Gebhard da buradaki kıymetli buluntular ile ilgilenir. Hatta bu alan Rus ve Amerika Konsolosu olan General Luigi Palma di Cesnola’nın yağmasından da kurtulamaz. Asırlar boyunca bu alandaki mezarlar yabancılar tarafından yağmalanırken, onları taklit eden çevre köylüler tarafından da kaçak olarak kazılararak yağmalandığı arkeoloji literatürüne de girmiştir.
Bu alanın 1974’den sonra da mezar soyguncularının nice marifetleri ile ölüm olaylarına sahne olduğu da bilinmektedir. 1974 yılında Kıbrıs’a gelen Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü sayın Raci Temizer’den, bu alanda açıkta çok ceset bulunduğunu dinlemiştim. Bu alanla ilgili olarak o dönemden sonra anlatılan en yaygın söylenti ise, 1974 savaşı sırasında çevre köylerden ganimet edilen ziynet eşyalarının St. Barnabas civarındaki mezarlara saklandığı doğrultusundaydı. Hatta kilisenin bazı kıymetli eşyalarının o sıralarda kilisede görevli bulunan Chariton, Stephanos ve Barnabas adlı üç kardeş papaz tarafından bu alandaki bir yerlere saklanmış olabileceği ihtimali üzerinde de duruluyordu.

Mavi Köşk (Kaçakçının Köşkü)

Girne’ye 35 km mesafede Çamlıbel bölgesinde askeri bölgenin içinde çok özel bir evdir.1957 yılında  İtalyan asıllı rum olan Paulo Paolides tarafından  yaptırılmıştır.Paolides Avukat olmasına rağmen aslında Ortadoğunun en büyük silah kaçakçısı olup avukatlığını bir maske olarak kullanmıştır.Köşk kimsenin dışarıdan göremediği ancak her tarafı gören bir mevkiye inşaa edilmiştir.Ayrıca köşkün yerini kimsenin öğrenmemesi için  inşaatında çalışanların öldürüldüğü rivayeti vardır.

Mavi köşk bir ibret müzesi olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bünyesinde  ziyarete açık tutulmaktadır. 1963 – 1974 yılları arasında Kıbrıslı Türkler çeşitli zorluklar altında yaşamlarını sürdürmeye çalışırken, bu köşk eğlence ve zevkin merkezi olmaya devam etmiştir.Köşkte çalışır durumda olan 1957 yapımı  merkezi klima sistemi, içinde gizemli bir altın anahtar bulunan gizli kasası,uzakdoğudan getirilmiş dokuz boyutlu güvenlik aynası,stres koltukları, mevsime göre renk değiştiren bukalemun derisinden içki dolabı, kristal şarap bardakları, italyan el işi yer döşemeleri,24 saat şarap akan aslanlı çeşmesi, özel sirtaki tavernası,günah çıkarma noktaları, Deprem uyarı sistemi, deprem odası gibi birçok özelliği ile Mavi Köşk Kıbrıs’ta mutlaka görülmesi gereken özel bir yerdir.